can_dundarKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eşcinselliğin suç olduğunu biliyor muydunuz?
İngiliz sömürge döneminden kalan 80 yıllık ceza yasası, eşcinselliği suç kapsamına alıyor. 

Fasıl 154 Ceza Kanunu’nun 171 (a) maddesi “suçu” şu başlıkla tanımlıyor:
“Tabiat Kurallarına Aykırı Cinsi Münasebette Bulunmak…” 
Cezası ne kadar? 
3 yıl… 
Yasada bu eylemin iki tarafın rızasıyla ve özel mekânlarda yapılmış olsa da suç kapsamında olduğu belirtiliyor.
Konuyu “Not Yet! (Henüz Değil!)” başlıklı bir belgeselle gündeme taşıyan Esra Yummak, Kıbrıs’taki eşcinsellerin hukuki, psikolojik, toplumsal durumlarını belgelerken sokaktaki adama da fikrini sormuş. Bir ikiyüzlülüğe dikkat çekiyor:
“Çoğu insan ‘eşcinsellik’ kelimesine bile tahammül edemiyor ama burada herkesin bildiği eşcinsel barları dolup taşıyor.”
Güney Kıbrıs’ta da bir süre öncesine kadar aynı Ceza Yasası yürürlükteymiş. Ama bir eşcinselin açtığı davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından haklı bulunması ve Avrupa Konseyi’nin ültimatomu ile eşcinselliği suç sayan ceza yasası maddeleri kaldırılmış.
Şimdi Kuzey’de de benzer bir mücadeleyi Homofobiye Karşı İnisiyatif Derneği yürütüyor.

* * *

Yarın, Homofobiye Karşı İnisiyatif Günü…
İnsanlık birçok önyargısını, korkusunu, nefretini aştı; ama bu en eski ve en köklü önyargısında hâlâ direniyor.
Ceza yasaları, okul kitapları ayrımcılık kokuyor.
“Farklı” cinsel tercih, sınıflarda, karakollarda, kışlalarda, mahkemelerde, ekranlarda aşağılanıp hırpalanıyor.
Gazetelerin sağlık sayfalarında eşcinselliğe hâlâ tedavi isteyen bir hastalık muamelesi yapıyor.
Ali Bulaç gibi bir entelektüel “Irak ve Afganistan’da sivil halkı katledenlerin önemli kısmının eşcinsel olduğu” tezini ortaya atabiliyor.
Merkez Hakem Kurulu, eşcinsel raporuyla askerlikten muaf tutulan hakemi “Görev yapamaz” raporuyla kızağa çekebiliyor; haberi sızdırıp teşhir edebiliyor
Askerlik şubeleri, eşcinsellerden, “durum”larını “ilişki halinde” çekilmiş fotoğraflarla kanıtlamalarını istiyor; ülkenin en pornografik arşivi askeri bürokrasinin kasalarında birikiyor; ama bu tuhaf uygulamadan vazgeçilmiyor.

* * *

Öte yandan da Esra Ummak’ın da belirttiği gibi bir ikiyüzlülük alttan alta yürüyor.
Toplum, eşcinselliğiyle ünlü şarkıcıları baş tacı ediyor; eşcinsel sanatçıların sahne aldığı barları doldurmaktan, şarkılarını dinlemekten, romanlarını okumaktan, kostümlerini giymekten, filmlerini izlemekten keyif alıyor. 
İnternette eşcinsel siteler büyük ilgi görüyor; gece kaldırımlarında da tercih değişmiyor.
Bu gizli dürtü, stadyumlarda hakemlere en yüksek perdeden küfrederek bastırılıyor; ya da eşcinseller her vesileyle aşağılanarak… hatta katliamcılıkla suçlanarak…

* * *

Ama işler de ağır ağır değişiyor.
Mesela basın, uzun yıllar homofobinin bayrağı olarak işlev görmüşken, Milliyet’in son birkaç günde gösterdiği ilkeli ve cesur tavır, bu son ve en köklü ayrımcılığın da insanlık tarihinin çöp sepetini boylamak üzere olduğunu kanıtlıyor.
“Henüz değil” mi sanıyorsunuz?
Yanılıyorsunuz.

Kaynak: Milliyet.com.tr

Eşcinsel olmak meslekten çıkarılmak için bir sebep midir?

Birçok eşcinsel profesyonel iş hayatından cinsel yönelimlerinden dolayı mağdur olmaktadır. İnsanların cinsel yönelimleri iş performanslarını etkilemez insanları iyi yada kötü yapmaz ancak homofobik yöneticiler ve iş verenler eşcinsel yaşamı zorlaştıran faktörlerin başını çekmektedir. Bu homofobinin son mağduru ise cesur yaklaşımı ile gündeme gelen Hakem Halil İbrahim Dinçdağ’dır;


Zafer Uçuşu

In: Makaleler

19 May 2009

Her insan, her hayat, her canlı, her var oluş ikinci bir şansı hak eder. İnsanoğlunun doğasında vardır hata yapmak, yarı yoldan dönmek, her defasında yeniden başlamayı istemek. Doğru olanda budur zaten, amacımız her zaman başarıya ulaşmak, kazanmak ve büyümektir. Dünyanın en iyi insanında gayesi budur, en kötü insanını da. Çocukluğumuzdaki mutluluk-başarı hedefleri bizleri kötü yapmaz, bizleri kötü yapan, acı çektiren hedeflerimize giderken seçtiğimiz yollardır. Bazen de bu kılıflanmış kötü yollar amacımızı değiştirir, bizi değiştirir, hayatımızı, yönümüzü değiştirir.

Yaşamımızda acı çekmeye başladığımız an anlamayıyız ki, hedefimize giderken seçtiğimiz yol yanlış. Gitmek istediğimiz özgürlük, barış, bolluk, bereket diyarlarına değil cehennemin tam ortasına doğru dönüşü zor bir yol izliyoruz. Ve hata yapıyoruz! Bunu anladığımız an zafer uçuşumuz için dişlerimizi bileyeceğimiz, cesaretimizi göklere çıkartacağımız, kendimizi en çok seveceğimiz an olmalı. Tıpkı bir kartal gibi…

İhtişamlı görüntüleriyle dağların, uçurumların, kraterlerin ulaşılmaz noktalarında uçan kartallar ortalama bir insan kadar yaşaya bilirler. Ancak büyük bir seçim yapmak zorundadırlar, ömürlerine ömür katmak için. Bizlerde dönem dönem tıpkı kartallar gibi cesurca kararlar vermek zafer uçuşumuz için acı çekmek zorunda kalabiliyoruz, kalmalıyız da pes etmek yerine…

Kartallar kırklı yaşlarına geldiklerinde avlanmaları ve hayatta kalmaları için ihtiyaç duyduğu tüm yaşamsal organları yaşlanmış olur. Uzayarak göğüs kafesine dayanmış bir gaga, kartlaşmış ve eskisi kadar keskin olmayan pençeler, uçmasını zorlaştıran yaşlı tüylere sahiptir. Ve iki seçeneği vardır! Ya avlanamayarak açlıktan ölecek yada yeniden doğacak, zafer uçuşunu büyük bir şölene dönüştürecektir. Kartalların çoğu yeniden doğuşu seçer ve gözlerden ırak, güvende olabileceği bir dağın zirvesinde beş ay kadar sürecek yaşam orucunu tutmaya başlarlar. Önce uzamış gagalarını sert kayalara vurarak kopartır, kanlar içerisinde aç bir şekilde haftalarca gagasının tekrar uzamasını bekler… Gece ve gündüz yarışırken kartallar hiç bıkmadan beklerler. Yine uzun bir gecenin şafağında daha genç, daha keskin, daha ihtişamlı gagasının tamamen çıktığını fark eden kartal gagası ile kartlaşmış pençelerini yerinden söker ve amansız bekleyişine devam eder. Pençeleri yerlerine oturduğunda son bekleyişi için tüylerini, kanatlarını yolacaktır. Ve gün gelecek tüm canlıların hayranlıkla izleyeceği zafer uçuşunu yapacaktır, beş ay kaldığı dağın zirvesinden ufka doğru. Kartallar tıpkı masallarda ismi geçen “Zümrüdü  Anka” kuşu gibi küllerinden doğar. Ömrüne belki otuz belki kırk yıl daha ömür eklerler.

Daha uzun ve kaliteli bir yaşam her zaman ikinci bir şansla meydana gelir. Ama bu başkalarının bizim hatalarımızı görmemezlikten gelerek bizlere verdikleri ikinci şans değil, bizim kendimize verdiğimiz ikinci şansla, değişimi istemek ve kabul etmekle kazanabileceğimiz bir yaşamdır. Ya başkalarından ikinci bir şans isteriz, yada başkalarının değişmesini isteriz hedefimize ulaşmak adına. Böyle mutlu olacağımızı, böyle başarabileceğimizi sanırız, ama hep yanılırız. İkinci şansları biz yaratırız aslında, değişerek, gelişerek büyüyerek, cesur olarak acılara göğüs gererek biz vermeliyiz kendimize ikinci şansımızı. 

İletişim ve Destek

Sosyal Medya

  • burakeses: Ben 17 yasındayım internet cafeden arkadaşlarım var onlarında gay olduklarını biliyorum ama h [...]
  • Veli: Yaw bunlarin 100%20 bende mevcut bendemi gayım şimdi :( [...]
  • sssssezar: aptal burak salak!!!! çocuktan bahsediyor admdan değil!!!!! [...]
  • sssssezar: salak burak sus!!!!! aptal yazan herşey doğru... çocuktan bahsediyor adamdan değil! aptal [...]
  • windows 8 upgrade: It was nice to read the article the patient who called. I also agree with the statement that the peo [...]
izmir escortbuca escort
vajinismus Cem Keçe Cised Vajinismus Vajinismus ankara Erken Boşalma uzmanlar web tasarım