İçselleştirilmiş Homofobi Ölçeği Maddeleri (Herek ve arkadaşları, 1997)

Kadınlar için

  1. Diğer lezbiyen/biseksüel kadınlarla kişisel ya da sosyal ilişkilerden kaçınmanın en iyisi olduğuna inanıyorum.
  2. Genel olarak kadınlardan etkilenmekten vazgeçmeye çalıştım.
  3. Eğer birisi bana tamamen heteroseksüel olabileceğimi söyleseydi, bunu kabul ederdim.
  4. Keşke lezbiyen/biseksüel olmasaydım.
  5. Lezbiyen/biseksüel olduğum için kendime yabancılaşmış hissediyorum.
  6. Erkekler hakkında daha fazla erotik duygularım olmasını isterdim.
  7. Lezbiyen/biseksüel olmamın benim kişisel bir kusurum olduğunu düşünüyorum.
  8. Cinsel yönelimimi lezbiyen/biseksüelden heteroseksüele değiştirebilmek için profesyonel yardım almayı isterim.
  9. Erkeklerden cinsel olarak etkilenebilmeyi denedim.

Erkekler için

  1. Diğer gay /biseksüel erkeklerle kişisel ya da sosyal ilişkilerden kaçınmanın en iyisi olduğuna inanıyorum.
  2. Genel olarak erkeklerden etkilenmekten vazgeçmeye çalıştım.
  3. Eğer birisi bana tamamen heteroseksüel olabileceğimi söyleseydi, bunu kabul ederdim.
  4. Keşke gay/biseksüel olmasaydım.
  5. Gay /biseksüel olduğum için kendime yabancılaşmış hissediyorum.
  6. Kadınlar hakkında daha fazla erotik duygularım olmasını isterdim.
  7. Gay/biseksüel olmamın benim kişisel bir kusurum olduğunu düşünüyorum.
  8. Cinsel yönelimimi gay/biseksüelden heteroseksüele değiştirebilmek için profesyonel yardım almayı isterim.
  9. Kadınlardan cinsel olarak etkilenebilmeyi denedim.

Birçok eşcinsel mutlu ve huzurlu olabilmek için eşcinselliği kabul ettiğine dair kendi kendini ikna etmeye çalışır ama bazen de çok güçlü bir biçimde, içlerinde barındırdıkları derin homofobik bir parçayı korumayı sürdürerek eşcinselliği ret ederler. İşin ironik tarafı ise bu eşcinsel arkadaşlarımızın birçoğu bu duygu, tutum ve davranışlarının homofobik nedenlerinin bilincinde değillerdir. Çünkü içselleştirilmiş homofobi kendi çok çeşitli biçimlerde gösterebilir:

—Gizlenme. Erkek egemen bir toplumda eşcinsellik toplumdan dışlanma nedenidir. Çünkü toplumda var olmak, saygınlığın devam etmesi ve geçim için işe muhtaç olma toplumdan dışlanmayı göze alamamak için yeterli bahanelerdir. Ayrıca birçok eşcinsel arkadaşımız çok yanlış bir şekilde bilinçdışı ve otomatik olarak kendi var oluşlarının sevgiyi, saygıyı ve onaylanmayı hak etmediğine kanaat getirirler. Kendilerine güvenleri yoktur, sürekli bir şüphe içindedirler ve şüphelerini doğrulayacak kişilerden de uzak durmaya çalışırlar. Bu nedenle de kişisel ile sosyal-ailesel bedelleri ödememek için gizlenirler ve damgalanan, utanç verici bir şey olarak algıladıkları eşcinsel yaşam sırlarının ortaya çıkmasından çok korkarlar. Ayrıca eşcinselliklerinden dolayı ailenin ve toplumun onlara daha az saygı gösterecekleri endişeleri sosyalleşmelerinde de zarar verir, daha az toplum içine girerler, daha çok kendilerine özel mekânlarda veya internette vakit geçirmeyi tercih ederler. Bu da yaşadıkları iç sıkıntısını, depresyonu ve diğer negatif duyguları arttırır. Bu durumda gerçek eşcinseller için kendini saygın bir şekilde topluma kabul ettirme zorunlu bir hal alırken; diğer eşcinseller ise yaşadıklarından pişmanlarsa ve değişmek istiyorlarsa tedavi arayışına girmeyi araştırırlar. Gerçek eşcinsel olmayan eşcinsel arkadaşlarımızın her zaman 2. bir şansları vardır.

—Utanma. Bazı eşcinseller diğer eşcinsellerin yaptıkları veya yaptıklarına inandıkları ya da yapmaya kendilerini zorladıkları normal şekilde davranmayı başaramazlar. Wright’a göre “kendi eksikliğini saklamak isteyen kişi, diğerlerinde cinsel tercihlerini ortaya koyan stereotip davranışları fark edecektir, ayrıca, eksikliği herkese gösteren bu tür davranışlar için öfke hissetmesi olağandır, çünkü kendi eksikliğini saklama isteğiyle diğerlerinin de aynı şeyi yapmasını arzu eder”. Kendilerini kısmen ya da tamamen saklamaya çalışan ve utanma duygusunun ön planda olduğu bu kişiler eşcinsel kimliklerini açık etmiş diğer eşcinselleri gördüklerinde rahatsız olurlar, öfkelenirler ve suçluluk duygularıyla çok eleştirel olabilirler.

—Öfke. Toplumun baskısı sonucu meydana gelen damgalanma ve utanma karşısında bazı eşcinsellerde derin bir öfke meydana çıkar. İçselleştirilmiş homofobi sonucunda kişi kendi kendini yiyip bitiren bir sürece girebilir. Bu süreçte meydana gelen öfke en çok eşcinselliğin karikatürleştirilmesine ve teşhir edilmesine yönelir. Bu durum yani karikatürleştirmeye karşı eşcinsellerin duyduğu nefret eşcinsel kimliğin kararsızlığına kesin bir kanıttır.

—Kendini toplumdan dışlama. Eşcinsel kimliğin toplumsal alana sokulması kolay bir durum değildir ve bu yüzden eşcinsellerin bir kısmı eşcinselliği sadece özel hayatlarında yaşarlar, dışarıdan anlaşılabilecek davranış ve tutumlardan uzak durular. Bu aslında çok yanlış bir durum değildir, ancak abartıldığında, değersizlik duygularını depreştirdiğinde ve özgüveni zedelemeye başladığında sorun teşkil edebilir. Zamanla eşcinselliğe zorunlu ev hapsi uygulaması eşcinsel kişinin kendini toplumdan dışlamasına ve iç ruhsal çatışmasının artmasına yol açabilir. Gerçekte eşcinsel olsun veya olmasın, her birey yaşadığı toplumun değer yargılarına saygı duymalıdır, özel hayatın mahremiyetini zedelememelidir.

—Eşcinsel gettolaşma ve kendi kendini tecrit etme. Eşcinsel arkadaşlarımızın birçoğu heteroseksüellik üzerine kurulu olan topluma karşı bir yabancılık çekerler, damgalanmamak için gizlenirler ve kendilerini oldukları gibi kabul eden arkadaşlarının birlikte bulundukları mekânlara sığınırlar. Bir nevi gettolar yaratırlar, kendilerini tecrit ederler. Bu aslaında toplumun değil eşcinsellerin kendilerini damgalamasıdır. Farkında olmadan topluma; “biz farklıyız, bizi bizden başka kimse anlayamaz, biz bizle yaşayabiliriz, siz bizi anlamazsınız, biz sizin yüzünüzden buradayız, biz normal olmayan bir yaşam yaşıyoruz, biz sizin sosyal normlarınızdan saptık, vb.” mesajlar verirler. Bu üstü kapalı mesajlar toplumun ötekileştirmesini arttırmaktan öteye geçmez. Ayrıca gerçek olmayan eşcinseller, bu gettolarda eşcinsel kimlikle daha çok bütünleşerek ve davranışçı öğrenmelerle daha çok eşcinsel özdeşimler yaparak kendi iç huzurlarını daha derinden bozarlar, suçluluk, günahkârlık ve pişmanlıkla dolu bir hayat yaşamaya mahkûm olurlar.

Dayanışmanın yokluğu ya da yetersizliği. Eşcinsellik karşıtı toplumsal baskı nedeniyle eşcinseller arasında birlik, dayanışma ve destekleme yetersizdir.

Pasif kalma. Bazı eşcinseller kendilerinin ya da diğer arkadaşlarının maruz kaldığı baskıya veya şiddete tepki vermezler ve bilinçdışı olarak kendilerini ezen toplumsal yargının haklı bir gerekçesinin olduğuna inanırlar. Bu durumda iç sıkıntısı, daralma, korku, endişe, kaygı, yoğun güvensizlik, acizlik, incinme, başkalarına karşı güvensizlik, günahkarlık ve suçluluk duyguları meydana gelir ve kişi kendini toplumdan izole edebilir. Sonuç olarak eşcinsellerin baskı ve şiddet karşısında 3 yolu vardır. Bunlar; tarafsız kalma, “hayır” deme (sembolik olarak kimliğini açıklamaya eşdeğerdir) ve alt statüyü kabullenmek (kendini aşağı olarak algılamayı onaylamak anlamına gelir) şeklinde sıralanabilir.

Günübirlik ilişki yaşama. Birçok eşcinsel yakın duygusal ilişkiler kurmada zorlanır, kısa süreli, sevgiden, ciddiyetten ve ruhsal tatminden uzak ilişkiler yaşama eğiliminde olur. Çünkü eşcinseller çocukluklarından beri yaşadıkları toplumun değer yargıları nedeniyle sürekli olarak eşcinselliği aşağılayıcı cümlelere maruz kalırlar ve homofobiyi içselleştirirler. Bilinçdışı olarak eşcinsel ilişkilerin yanlış olduğunu, eşcinsel çiftler arasında derin bir sevginin veya aşkın olamayacağını, eşcinsellerin hayatlarının mutsuzluğa, yalnızlığa, dışlanmaya, aşağılanmaya ve yoksunluğa mahkûm olduğunu öğrenirler. Bu nedenlerden dolayı da eşcinsel kişiler içten içe kendilerine sevgiyi yasaklarlar, beraber yaşama tercihinden kaçınırlar, eşcinsel aşkları meşru kabul etmezler, yokmuş gibi davranırlar ya da aşkı sadece cinsel birleşmeye indirgerler. Ancak gerçek eşcinseller için aşk ilişkileri ve sevgi bağının kurulması içselleştirilmiş homofobinin aşılmasında ve cinsel kimliğin netleşmesinde çok önemli bir yer tutar. Çünkü gerçek eşcinseller için aşk ve sevgi bağı; tek eşliliği, beraber yaşamayı, özgüveni, huzuru ve mutluluğu getirebilir.

—Terk edilme korkusu. Bazı eşcinseller partnerlerinin kendi bağımsızlıklarını, bireysel var oluşlarını veya kısa dönemler için bile olsa ayrılma ihtiyaçlarını, terk edilme korkuları yüzünden, hatalı bir şekilde aşk ve sevgi eksikliği olarak yorumlama eğiliminde olurlar. Bunun ardında terk edilme korkuları kadar içselleştirilmiş homofobiye bağlı kişinin kendine karşı nefret ve utanç duyguları beslemesi de yatabilir. Suçluluk duygusu, kendinden utanma ve nefret etme ilişkilerde güven oluşumunu imkânsız kılabilir ve kişi kendi partnerine bilinçdışı olarak içindeki nefreti yansıtabilir. Bu durumda eşcinsel arkadaşlarımız sağlıklı ve uzun süreli bir duygusal ilişki kurma şanslarını da zora sokarlar veya partnerlerinden sevgi dilenirler, aşırı derecede ilgi talep ederler ve partnerlerini bunaltabilirler. Çünkü hiçbir partner uzun vadeli olarak böylesine ağır bir duygusal yükümlülüğü kaldıramaz, boğulur ve kaçar. Dolayısıyla partnerin kaçma emareleri göstermesi ilişkide şüphecilik, kıskançlık, saplantı, öfke patlamaları ve güven eksikliği şeklinde yansımalarını bulur.

—Umutsuzluk. İçselleştirilmiş homofobisi olan eşcinseller gizliliğe ya da doğrudan doğruya toplumsal izolasyona meyillidirler, gelecekle ilgi güzel hayalleri yoktur, günübirlik ilişkiler yaşama eğilimindedirler, çeşitli bahanelerle ilişkiyi bitirme taraftarıdırlar, eşcinsel ilişkilerin geçici ve kırılgan olduğunu ve kolayca bittiğini iddia ederler ama en önemlisi eşcinsel sevgi oluşumunu sınırlandırdıkları için gelecek için umutsuzdurlar.

Eşcinsellik kadar eşcinsel bir evlada sahip olmak da çok zor ve acılı bir süreçtir. Aileler genellikle bir hastalık olarak gördükleri eşcinsellik konusunda konuşmaktan kaçınırlar ve hemen tedavi arayışına girerler. Bazen de paradoksal bir biçimde eşcinsellik konusunda ne kadar az şey konuşurlarsa veya bilirlerse çocukları için o kadar iyi olacağı gibi yanlış bir inanışa sahip olabilirler. Yani bir nevi kafalarını kuma gömüp, oradan eşcinselliği kendilerinin yarattığı gerçeğini inkar eder ve aile ilişkilerindeki bir dizi ihmalin sonucunda meydana gelen eşcinselliğe söverler. Ama kafalarını kuma gömseler de eğilince  bir yerlerinin iyiden iyiye açıkta kaldığını da görmezden gelirler. Bazıları “keşke alkolik, eroinman veya hırsız olsaydı ama eşcinsel olmasaydı” gibi keşkeler ile olayı başka bir boyuta çekip kendi sorumluluklarını görmezden gelme eğilimindedirler. Bazıları da “hepsi geçecek, düzelecek, bizim aileden böyle biri çıkamaz” diye inkara devam ederler. Bir kısmı ise gerçek bir yasa büründükten sonra “o benim evladım, ne olursa olsun onu seviyorum ve kaybetmek istemiyorum” diyerek en doğru seçimi yaparlar.

Eşcinsel yakını olan ailelerde en sık duyulan yakınmalar şunlardır:

—Bunu bize nasıl yapabil­din.

—Sende hiç utanma, arlanma, ar veya namus yok mu?

—Elalem ne der?

—Elalemin yüzüne nasıl bakacağız?

—Sana bütün emeklerim haram olsun, yediklerin burnundan fitil fitil gelsin.

—Yemedik yedirdik, içmedik içirdik, giymedik giydirdik, mükâfatı bu mu olacaktı?

—Ya bizi ya eşcinselliği seç.

—Seni evlatlıktan ret ediyorum.

—Senin gibi evlat olmaz olsun.

—Aile şerefimizi iki para­lık ettin.

—Hemen seni evlendirelim, düzelirsin.

—Hemen bir hocaya götürelim, okutalım.

—Hemen bir psikologa veya bir doktora götürelim, o düzeltir.

Aile içinde yaşan bir diğer suçlamada ebeveynler arasında yaşanır. Anne baba birbirini şu şekilde suçlayabilir:

—Hep senin yüzünden.

—Adam olsaydın da doğru dürüst bir babalık yapsaydın.

—Oğlunla ilgilenmedin, bak ne hale geldi.

—Senin gibi bir kadının yetiştireceği çocuktan ne bek­lenirdi ki?

—Zaten senin aile yapın da bozuktu, sana çekmiş bu çocuk.

—Nerden bilecektik ki.

—Ahh, ah günahımız çokmuş.

—Tanrı böyle yazmış.

—Tek suçlu benim, onu çok ihmal ettim.

—Tek suçlu benim, onu kız gibi yetiştirdim.

Hiçbir aile çocuğunun eşcinsel olmasını iste­mez, ancak çocuklukta öyle hatalar yaparlar ki bu sonucu hazırlarlar ama bilmeden hata yaparlar, bu da doğaldır. Çünkü ülkemizde evlilik öncesi anne, baba ve eş eğitimleri maalesef verilmemektedir. Bu da ailelerin istemeden de olsa yanlışlar yapmasına yol açmaktadır.

Yakınlarında cinsel rolün cinsel kimliğe uygun olmadığını anlayan aileler hemen telaşa kapılır. Aileler eşcinselliği çok ağır ruhsal bir hastalık olarak görür. Bu nedenle ailenin eğitim seviyesine göre çocuklarına yaklaşımları da farklı olur. İyi eğitimli bir aile soruna “yardım edin değişsin” diye yaklaşırken; bir diğer grup ailede “değiştirin yoksa biz değiştireceğiz” diye baskıcı yaklaşabiliyor. Bu aileler; “kişinin duygusal ve fiziksel olarak hangi cinsiyetten  kişilere ilgi duyduğu o kişinin cinsel yönelimiyle ilgilidir ve cinsel yönelim kavramının fanteziler, duygusal bağlanma, cinsel davranış ve kendini tanımlama gibi birçok bileşeni vardır, bu nedenle insana saygı çerçevesinde eşcinsel kişiye yaklaşılmalıdır, birlikte yaşanılan bu dünyayı yalnızca kişiler birbirini anlayarak güzelleştirebilir” mantığını kavrayarak sakin olmalıdırlar. Çünkü eşcinsellik bir kader değildir. Kişi isterse değişebilir.

Yakınının eşcinsel olduğunu öğrenen ailelere aşağıdaki önerilerde bulunmakta fayda vardır. Bunlar;

—umudunuzu yitirmeyin,

—çelişkili onur kıncı davranışlardan hep kaçının,

—onu asla aşağılamayın,

—çocuğunuzun cinsel eğilimini kesinlikle bir tehdit aracı olarak kullanmayın,

—kendini suçlu hisseden yakınınıza dünyada tek eşcinselin kendisi olmadığı söyleyin ve asla evlendirmeye ya da heteroseksüel bir ilişkiye zorlamayın, çünkü bu onları geri dönülmez bir yola sokabilir,

—öncelikle eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmesi, tıbbi ve ruhsal destek için profesyonel bir yardım arayışına girişin, bu sizin ve çocuğunuzun durumu net anlamasına yardımcı olacaktır,

—dünyanın sonu gelmiş, çocuğunuz korkunç bir suç işlemiş ya da yüz kızartıcı bir durum varmış gibi davranmayın,

—suçluluk, pişmanlık gibi duygulara kapılmayın ve bunu çocuklarınıza yansıtmayın, eğer böyle davranırsanız onu kendinizden uzaklaştırabilir ve yanlış yönlere sapmasına yol açabilirsiniz,

—cinsel yönelimi ne olursa olsun, yakınlarınıza sevgi gösterin, koşulsuz sevin ve destek olun, onu toplumdan koparmayın, toplumla saygın bir ilişki kurmasını sağlayın,

—her türlü aşağılamadan, kınamadan, yıkıcı eleştiriden, zorlamadan ve hiddet gösterilerinden kaçının, aksi durumda ger­çekte evladınızı daha güç durumlara sokabilirsiniz,

—ona sevgi ve anla­yışınızı esirgemeyin, unutmayın sevgi çoğu kez bir mucize yaratabilir,

—ona sevdiğinizi daha sık söyleyin ve koşulsuz sevin.

—asla kendinizi suçlamayın,

—anlayışlı olun, hayatı ne kendinize, ne de çocuğunuza ze­hir etmeyin,

—huzursuzluğunu, mutsuzluğunu ve yaşadığı duygusal gerilimleri kabullenmeye ve duyumsamaya çalışın,

—onu dinleyin, ve gerçekleri yüz yüze konuşmaktan asla çekinmeyin,

—acele etmeyin, telaşa kapılmayın.

Eşcinselliğin toplum tarafından algılanışı, gerçek eşcinsellerin kendi kimliklerini kabul edebilmelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Heteroseksüalizm, eşcinselliği ve heteroseksüel olmayan her türlü davranış, yönelim, kimlik ve ilişkiyi reddeden, kötü gören ve damgalayan bir sistemdir. Homofobi; eşcinsellere ve eşcinselliğe karşı mantık dışı kin, nefret ve aşağılama şeklindeki haksız yargıların beraberinde getirdiği, eşcinsellere şiddet uygulanmasını savunma veya şiddet eylemlerinde bulunmayı içeren davranış ve tutumlar olarak tanımlanabilir. Yani referans noktası eşcinsellere saldırı ve şiddet uygulanması, şiddetin savunulmasıdır. Eşcinsel bir kişinin ruhsal ve bedensel gelişimi sırasında toplumun eşcinsellik hakkındaki olumsuz bakış açısını içe alması ve benliğini bu inanç ve duygularla değersizleştirmesi sonucunda içselleştirilmiş homofobi adını verdiğimiz bir durum meydana gelebilir. İçselleştirilmiş homofobi bazı kişilerde yoğun bunaltı, iç sıkıntısı, iç daralması, depresyon, suçluluk hissetme, günahkarlık, utanç duyma, inkar etme, öfkelenme, kendini kabullenememe, AİDS’e bağlı damgalama korkusu, kendiyle barışmama ve hatta intihara bile yol açabilir.

Seks işçisi, cinsel hizmet sunarak para kazanan kişidir. Seks işçisi terimi zaman zaman fahişelik ile eş anlamlı kullanılmaktadır. Yani eşcinsel fahişeler bir iş veya bir yaşam aracı olarak hemcinsleriyle seks yapan kişilerdir. Bu tip eşcinsellik gerektiğinde para ile seks yapmak için ulaşılabilen eşcinsellik türüdür.

Chicago Üniversitesi Hukuk Profesörü ve “Seks ve Gerçekler” kitabının yazarı Richard Posner eşcinsel fahişeler konusunu uzun uzadıya inceleyen bilim adamlarından biridir. Dünyada kadın erkek sayısındaki eşitsizliğin büyük karmaşaya yol açacağını ifade eden Posner; “böyle devam ederse kadın sayısı azaldıkça fahişelerin fiyatı yükselecek, erkekler çözümü eşcinsellikte bulacak” diyerek dikkatleri çekmiş ve erkeklerin bir kadını evlenmek için ikna etmesinin zorlaşacağına ve başlık parasının da giderek artacağına iddia etmiştir. Albert Touraine’in 1960 Eylül’ünde bildirmiş olduğu araştırma sonuçlarına göre, fuhuş yapan erkeklerin sayısı Paris’in belirli kesimlerinde 2000 civarındadır ve söz konusu erkek fahişeler eşcinseldirler. Bu davranış biçimi tarihin en eski çağlarından beri var olup, insan toplumlarında çeşitli tutumlarla ele alınmıştır. Romano, Kongo’da Çat gölü yakınında yaşayan bazı toplumlarda köyden köye dolaşan gezici eşcinsel fahişelerin varlığını saptamıştır. Mısır’da Firavunları genç oğlanlarla sevişirken gösteren birçok erotik resim bulunmaktadır. Hatta erkekler ilkel toplumlardan beri genç oğlanları yani erkek fahişeleri yanlarına almış ve aylarca av peşinde koşarken onlarla cinsel ilişkiye girmişlerdir.

Kiralık dans partner anlamına gelen jigolo; Fransızca’dan alınan bir başka sözcüktür ve erkek fuhuşu kapsamında özel bir kategoriyi ifade eder. Jigolo arkadaşlık etmesi ve cinsel etkinlikte bulunması için para ödenen profesyonel bir erkek refakatçidir. Jigololar genç ve yakışıklı kişilerdir. Bir jigolonun genellikle heteroseksüel olduğunun sanılmasının aksine biseksüel hatta eşcinsel jigololarda tespit edilmiştir.

Eşcinsel kadın fahişeler (sevici fahişeler); para karşılığında cinsel etkinliğini bir başka kadına satan kadınlardır. Eşcinsel etkinlikleri olan bu kadınların zaman zaman heteroseksüel ilişkilere de girdikleri görülmüştür. Eşcinsel fahişe kadınların çoğu da dostlarını kadın olarak seçerler yani bir erkek hesabına değil de bir kadın hesabına çalışırlar.

Osmanlı kayıtlarında bazen eşcinsel ilişkiye açık kızlar ve oğlanlar olarak anılan köçek ve çengiler ise eskiden görülen çok özel bir meslektir. Köçeklere erkekler, çengilere de kadınlar ilgi duyar, dans dışında sevdiklerini ve beğendiklerini konaklarında ağırlamak isterlermiş. Hatta köçeklerin ve çengilerin müptelaları varmış. Tarih Boyunca Aşk adlı çalışmasında Osmanlı toplumunda önemli bir yeri olan köçek ve çengi olayını Koloğlu şöyle özetlemektedir:

Tarih boyunca cinsel eğitim kadını kadın, erkeği erkek yetiştirmek amacını gütmüştür. Ender olmakla birlikte bunun tam aksi, yani kadının erkek, erkeğin kadın gibi eğitildiği haller de vardır. Bunun gizli değil, toplumun da hoş gördüğü çerçeveler içinde yapıldığına Osmanlı tarihinden örnek verilebilir: Köçek ve çengiler.

Köçek, çalgıyla dans eden erkektir. Ancak her belini kıvıranı köçek sanmak hata olur. Bunlar ince yapılı, süzgün gözlü ve güzel yüzlü delikanlılar arasından seçilir ve özel bir eğitim görürlerdi. İki yıl kadar süren eğitim sırasında dans etmesini, seyircilere hoş görünmesini, Çingene kadınlar ve kartlaşmış köçeklerden öğrenir, kendilerini genç kızlara benzetmek için saçlarını uzatır, uçlarını kıvırırlardı. Ufak yaşta eğitilen köçeğin tazeliği uzun süre devam etmediği için yıllar geçtikçe bunların bacakları güzelliğini kaybeder, müşteri kaçırmamak amacıyla uzun şalvar giyerlerdi. Kadife entari, sırma saçaklı canfes giyer, enli kemer kuşanır ve oynarken parmaklarına zil takarlardı. 16. yüzyılın sonlarından itibaren gittikçe yayılan ve devrin sirkleri sayılan cambazhanelerde en değerli numara köçeklerdi. 19. yüzyılın ortalarına kadar bu rağbeti kaybetmemişlerdir. Bazı büyük kahvehane ve meyhanelerde, köçekler, oyundan sonra keyif sahiplerine sakilik ederlerdi. Zenginlerin de konaklarında özel âlemler tertipledikleri, bunlar için büyük paralar harcadıkları işitilmiştir. Köçek âlemleri toplum hayatına öyle yerleşmişti ki, 1856’da padişahın iradesiyle halk arasında köçek oyunları yasak edildiği halde, saray bu eğlenceden vazgeçememiş, ancak çeyrek yüzyıl sonra Sultan Abdülhamit’in emriyle kaldırılmıştır.

Köçeklerin kadınlaşma çabalarının aksine, çengiler erkekleşmeye ve delikanlılığa özenen kadınlardı. Bunlar da ince yapılı ve güzel yüzlü olanlar arasından seçilir, özel bir eğitim görürlerdi. Çoğunluğunu eski çengilerin oluşturduğu kolbaşılar bu kızları evlerinde alır ve her gün dans dersi verirlerdi. O devirlerde ahlak kuralları bu çeşit evlerin yaşamasını zorlaştırdığından, her kolbaşı kendisine bir veya birkaç bü­yük adamı koruyucu seçer, zaman zaman onlara ziyafetler, özel davetler vererek durumlarını sağlamlaştırırlardı. Çengilerin sokağa çıkması, düğün evi veya hamam âlemine gitmeleri de bir hayli törene bağlıydı. Bu konudaki bir yazıyı aynen nakledelim: “Sırma ağır bir çuha veya kumaştan ferace giymiş, tülbentten yaşmak tutmuş olan sarı çizmeli kolbaşı en önde giderdi. Bir koluna bir Arap halayık, diğerine de elinde büyü­cek bir çanta bulunan boylu poslu bir halayık girerdi. Kolbaşıyı, tıpkı onun gibi sade giyinmiş olan muavinleri takip ederdi. Onlardan sonra, rengârenk ipekli kumaşlardan feraceler giymiş ve ince tüllerden yaşmaklar tutunmuş olan çengiler, ikişer ikişer onun peşinden gelirdi. Ve bu kafilenin sonunda, muhafız olarak bir veya iki Arap halayığın bulunması da usuldendi. Zengin çengi kollarında bu kafile biraz daha genişlerdi. Sıracılar, yardakçılar, aynacılar, Çerkes ve Gürcü kızlarından büyük ve küçük birtakım halayıklarla çoğunlukla beş kadından kurulan çalgıcılar bu kafileye katılırlardı. Çengi takımı bir yere davet edildiği zaman kendilerine bir oda ayrılırdı. O odanın kapısı kapandıktan sonra içeriye hiç kimse giremezdi. Çengiler burada soyunup dökünerek tuvaletlerini tazelerler ve oyun elbiselerini giyerlerdi.” On dokuzuncu yüzyılın ortasında İstanbul’da yasak edilen bu gösteriler, Anadolu’nun bazı köşelerinde bir süre daha yaşamıştır. Ancak zamanla, işin dansla, az da olsa gü­zel sanatlarla bir ilgisi kalmamış ve tarihe karışmıştır.

İletişim ve Destek

Sosyal Medya

  • burakeses: Ben 17 yasındayım internet cafeden arkadaşlarım var onlarında gay olduklarını biliyorum ama h [...]
  • Veli: Yaw bunlarin 100%20 bende mevcut bendemi gayım şimdi :( [...]
  • sssssezar: aptal burak salak!!!! çocuktan bahsediyor admdan değil!!!!! [...]
  • sssssezar: salak burak sus!!!!! aptal yazan herşey doğru... çocuktan bahsediyor adamdan değil! aptal [...]
  • windows 8 upgrade: It was nice to read the article the patient who called. I also agree with the statement that the peo [...]
maltepe escortalanya escort
vajinismus Cem Keçe Cised Vajinismus Vajinismus ankara Erken Boşalma uzmanlar web tasarım