Türkiye Psikiyatri Derneği’nin internet sitesin yapılan bu basın açıklamasına karşı İnsani Değerler ve Ruh Sağlığı Vakfı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan Vakıf adına yaptığı açıklamada şu görüşlere yer verildi:

“Basına ve Kamuoyuna

1-Eşcinsellik  insanda doğal olarak var olan bir yönelim değildir.Sosyal öğrenme ile ve yanlış eğitimle gelişmiş bir durumdur. Biyolojik doğaya uymayan bir sapmadır. Heteroseksüelliğin geni vardır ancak eşcinselliğin geni yoktur.

2-40 yıl önce kabul edildiği bilinen hastalık olarak tanımlanmayan eşcinsellik egosintonik eşcinselliktir.Yani kişi bu tercihi seçmiştir.Özgür iradesi ile karar vermiştir.Psikiyatrinin ilgi alanına girmediği kabul edilmiştir.Bu onaylandığı ve teşvik edildiği anlamına gelmez.

3-İkinci grup eşcinsellik egodistonik olarak bilinen eşcinselliktir.Bu tür eşcinsellik kişinim ego savunmaları tarafından onaylanmamıştır.Kişi arzu ve dürtülerine yenik düşmektedir. Arzu ve dürtülerinden özgür olamayan bu kişilere yardım edilmesi ve tedavi edilmesi gerekmektedir.Bu grub eşcinsellik adı geçen dernekler tarafından ayrıca tanımlanmamıştır ve belirtilmemiştir.

Devamını oku »

Birçok eşcinsel mutlu ve huzurlu olabilmek için eşcinselliği kabul ettiğine dair kendi kendini ikna etmeye çalışır ama bazen de çok güçlü bir biçimde, içlerinde barındırdıkları derin homofobik bir parçayı korumayı sürdürerek eşcinselliği ret ederler. İşin ironik tarafı ise bu eşcinsel arkadaşlarımızın birçoğu bu duygu, tutum ve davranışlarının homofobik nedenlerinin bilincinde değillerdir. Çünkü içselleştirilmiş homofobi kendi çok çeşitli biçimlerde gösterebilir:

—Gizlenme. Erkek egemen bir toplumda eşcinsellik toplumdan dışlanma nedenidir. Çünkü toplumda var olmak, saygınlığın devam etmesi ve geçim için işe muhtaç olma toplumdan dışlanmayı göze alamamak için yeterli bahanelerdir. Ayrıca birçok eşcinsel arkadaşımız çok yanlış bir şekilde bilinçdışı ve otomatik olarak kendi var oluşlarının sevgiyi, saygıyı ve onaylanmayı hak etmediğine kanaat getirirler. Kendilerine güvenleri yoktur, sürekli bir şüphe içindedirler ve şüphelerini doğrulayacak kişilerden de uzak durmaya çalışırlar. Bu nedenle de kişisel ile sosyal-ailesel bedelleri ödememek için gizlenirler ve damgalanan, utanç verici bir şey olarak algıladıkları eşcinsel yaşam sırlarının ortaya çıkmasından çok korkarlar. Ayrıca eşcinselliklerinden dolayı ailenin ve toplumun onlara daha az saygı gösterecekleri endişeleri sosyalleşmelerinde de zarar verir, daha az toplum içine girerler, daha çok kendilerine özel mekânlarda veya internette vakit geçirmeyi tercih ederler. Bu da yaşadıkları iç sıkıntısını, depresyonu ve diğer negatif duyguları arttırır. Bu durumda gerçek eşcinseller için kendini saygın bir şekilde topluma kabul ettirme zorunlu bir hal alırken; diğer eşcinseller ise yaşadıklarından pişmanlarsa ve değişmek istiyorlarsa tedavi arayışına girmeyi araştırırlar. Gerçek eşcinsel olmayan eşcinsel arkadaşlarımızın her zaman 2. bir şansları vardır.

—Utanma. Bazı eşcinseller diğer eşcinsellerin yaptıkları veya yaptıklarına inandıkları ya da yapmaya kendilerini zorladıkları normal şekilde davranmayı başaramazlar. Wright’a göre “kendi eksikliğini saklamak isteyen kişi, diğerlerinde cinsel tercihlerini ortaya koyan stereotip davranışları fark edecektir, ayrıca, eksikliği herkese gösteren bu tür davranışlar için öfke hissetmesi olağandır, çünkü kendi eksikliğini saklama isteğiyle diğerlerinin de aynı şeyi yapmasını arzu eder”. Kendilerini kısmen ya da tamamen saklamaya çalışan ve utanma duygusunun ön planda olduğu bu kişiler eşcinsel kimliklerini açık etmiş diğer eşcinselleri gördüklerinde rahatsız olurlar, öfkelenirler ve suçluluk duygularıyla çok eleştirel olabilirler.

—Öfke. Toplumun baskısı sonucu meydana gelen damgalanma ve utanma karşısında bazı eşcinsellerde derin bir öfke meydana çıkar. İçselleştirilmiş homofobi sonucunda kişi kendi kendini yiyip bitiren bir sürece girebilir. Bu süreçte meydana gelen öfke en çok eşcinselliğin karikatürleştirilmesine ve teşhir edilmesine yönelir. Bu durum yani karikatürleştirmeye karşı eşcinsellerin duyduğu nefret eşcinsel kimliğin kararsızlığına kesin bir kanıttır.

—Kendini toplumdan dışlama. Eşcinsel kimliğin toplumsal alana sokulması kolay bir durum değildir ve bu yüzden eşcinsellerin bir kısmı eşcinselliği sadece özel hayatlarında yaşarlar, dışarıdan anlaşılabilecek davranış ve tutumlardan uzak durular. Bu aslında çok yanlış bir durum değildir, ancak abartıldığında, değersizlik duygularını depreştirdiğinde ve özgüveni zedelemeye başladığında sorun teşkil edebilir. Zamanla eşcinselliğe zorunlu ev hapsi uygulaması eşcinsel kişinin kendini toplumdan dışlamasına ve iç ruhsal çatışmasının artmasına yol açabilir. Gerçekte eşcinsel olsun veya olmasın, her birey yaşadığı toplumun değer yargılarına saygı duymalıdır, özel hayatın mahremiyetini zedelememelidir.

—Eşcinsel gettolaşma ve kendi kendini tecrit etme. Eşcinsel arkadaşlarımızın birçoğu heteroseksüellik üzerine kurulu olan topluma karşı bir yabancılık çekerler, damgalanmamak için gizlenirler ve kendilerini oldukları gibi kabul eden arkadaşlarının birlikte bulundukları mekânlara sığınırlar. Bir nevi gettolar yaratırlar, kendilerini tecrit ederler. Bu aslaında toplumun değil eşcinsellerin kendilerini damgalamasıdır. Farkında olmadan topluma; “biz farklıyız, bizi bizden başka kimse anlayamaz, biz bizle yaşayabiliriz, siz bizi anlamazsınız, biz sizin yüzünüzden buradayız, biz normal olmayan bir yaşam yaşıyoruz, biz sizin sosyal normlarınızdan saptık, vb.” mesajlar verirler. Bu üstü kapalı mesajlar toplumun ötekileştirmesini arttırmaktan öteye geçmez. Ayrıca gerçek olmayan eşcinseller, bu gettolarda eşcinsel kimlikle daha çok bütünleşerek ve davranışçı öğrenmelerle daha çok eşcinsel özdeşimler yaparak kendi iç huzurlarını daha derinden bozarlar, suçluluk, günahkârlık ve pişmanlıkla dolu bir hayat yaşamaya mahkûm olurlar.

Dayanışmanın yokluğu ya da yetersizliği. Eşcinsellik karşıtı toplumsal baskı nedeniyle eşcinseller arasında birlik, dayanışma ve destekleme yetersizdir.

Pasif kalma. Bazı eşcinseller kendilerinin ya da diğer arkadaşlarının maruz kaldığı baskıya veya şiddete tepki vermezler ve bilinçdışı olarak kendilerini ezen toplumsal yargının haklı bir gerekçesinin olduğuna inanırlar. Bu durumda iç sıkıntısı, daralma, korku, endişe, kaygı, yoğun güvensizlik, acizlik, incinme, başkalarına karşı güvensizlik, günahkarlık ve suçluluk duyguları meydana gelir ve kişi kendini toplumdan izole edebilir. Sonuç olarak eşcinsellerin baskı ve şiddet karşısında 3 yolu vardır. Bunlar; tarafsız kalma, “hayır” deme (sembolik olarak kimliğini açıklamaya eşdeğerdir) ve alt statüyü kabullenmek (kendini aşağı olarak algılamayı onaylamak anlamına gelir) şeklinde sıralanabilir.

Günübirlik ilişki yaşama. Birçok eşcinsel yakın duygusal ilişkiler kurmada zorlanır, kısa süreli, sevgiden, ciddiyetten ve ruhsal tatminden uzak ilişkiler yaşama eğiliminde olur. Çünkü eşcinseller çocukluklarından beri yaşadıkları toplumun değer yargıları nedeniyle sürekli olarak eşcinselliği aşağılayıcı cümlelere maruz kalırlar ve homofobiyi içselleştirirler. Bilinçdışı olarak eşcinsel ilişkilerin yanlış olduğunu, eşcinsel çiftler arasında derin bir sevginin veya aşkın olamayacağını, eşcinsellerin hayatlarının mutsuzluğa, yalnızlığa, dışlanmaya, aşağılanmaya ve yoksunluğa mahkûm olduğunu öğrenirler. Bu nedenlerden dolayı da eşcinsel kişiler içten içe kendilerine sevgiyi yasaklarlar, beraber yaşama tercihinden kaçınırlar, eşcinsel aşkları meşru kabul etmezler, yokmuş gibi davranırlar ya da aşkı sadece cinsel birleşmeye indirgerler. Ancak gerçek eşcinseller için aşk ilişkileri ve sevgi bağının kurulması içselleştirilmiş homofobinin aşılmasında ve cinsel kimliğin netleşmesinde çok önemli bir yer tutar. Çünkü gerçek eşcinseller için aşk ve sevgi bağı; tek eşliliği, beraber yaşamayı, özgüveni, huzuru ve mutluluğu getirebilir.

—Terk edilme korkusu. Bazı eşcinseller partnerlerinin kendi bağımsızlıklarını, bireysel var oluşlarını veya kısa dönemler için bile olsa ayrılma ihtiyaçlarını, terk edilme korkuları yüzünden, hatalı bir şekilde aşk ve sevgi eksikliği olarak yorumlama eğiliminde olurlar. Bunun ardında terk edilme korkuları kadar içselleştirilmiş homofobiye bağlı kişinin kendine karşı nefret ve utanç duyguları beslemesi de yatabilir. Suçluluk duygusu, kendinden utanma ve nefret etme ilişkilerde güven oluşumunu imkânsız kılabilir ve kişi kendi partnerine bilinçdışı olarak içindeki nefreti yansıtabilir. Bu durumda eşcinsel arkadaşlarımız sağlıklı ve uzun süreli bir duygusal ilişki kurma şanslarını da zora sokarlar veya partnerlerinden sevgi dilenirler, aşırı derecede ilgi talep ederler ve partnerlerini bunaltabilirler. Çünkü hiçbir partner uzun vadeli olarak böylesine ağır bir duygusal yükümlülüğü kaldıramaz, boğulur ve kaçar. Dolayısıyla partnerin kaçma emareleri göstermesi ilişkide şüphecilik, kıskançlık, saplantı, öfke patlamaları ve güven eksikliği şeklinde yansımalarını bulur.

—Umutsuzluk. İçselleştirilmiş homofobisi olan eşcinseller gizliliğe ya da doğrudan doğruya toplumsal izolasyona meyillidirler, gelecekle ilgi güzel hayalleri yoktur, günübirlik ilişkiler yaşama eğilimindedirler, çeşitli bahanelerle ilişkiyi bitirme taraftarıdırlar, eşcinsel ilişkilerin geçici ve kırılgan olduğunu ve kolayca bittiğini iddia ederler ama en önemlisi eşcinsel sevgi oluşumunu sınırlandırdıkları için gelecek için umutsuzdurlar.

HOMOFOBİ VE HETEROFOBİ

Bilgi, doğru bilgi, güçtür. Homofobi terimini ilk ortaya atan Weinberg’dir. Fobi; bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilemesi halidir, mantık dışı bir korkudur. Homofobi, son yıllarda eşcinsel lobinin faaliyetleri sonucunda eşcinsellikle ilgili her türlü olumsuz tepkiyi açıklamada kullanılan teknik bir terim halinde kullanılmaya başladı. Hatta Morin (1977) homofobinin tanımını, heteroseksüelliği, homoseksüelli­ğe göre daha üstün veya daha doğal olarak değer atfeden her türlü inanç sistemi olarak genişletti. Bu durumda ebeveynlere, büyüdüğünde çocuklarının eşcinsel olmasını isteyip istemediklerini sorulduğunda, nere­deyse tamamına yakınının homofobik olduğu ortaya çıkacaktır. Eşcinsellik, dini, ahlaki ve politik nedenlerle toplumlarda genellikle negatif karşılanmış ve bu tavır bazen homofobi olarak da adlandırılmıştır. Bu görüşe göre, tüm insanlar eşcinselleri sevmek, onaylamak, destek olmak ve hatta rahatsız olmamak durumundadır, herhangi bir şekilde rahatsızlık duyulduğunda, “eşcinsellerden rahatsızlık duyan da gizli eşcinseldir” etiketi yapıştırılacaktır. Bu nedenle teknik bir terim olan homofobinin artık daraltılma zamanı gelmiştir. Çünkü geniş bir homofobi tanımı eşcinsellere üstü kapalı da olsa büyük zararlar vermektedir.

Bakış açısı homofobinin tanımını ve içeriğini belirlemektedir. Eşcinselliği bir hastalık olarak görme durumunda homofbinin tanımı ayrı yapılabilirken, eşcinselliği bir cinsel tercih olarak doğal ve normal bir durum olarak görme durumunda tanımı ayrı yapılacaktır. Bu durumda bir referans noktasına ihtiyaç vardır. Bu nedenle CİSED hofobiyi; eşcinsellere ve eşcinselliğe karşı mantık dışı kin, nefret ve aşağılama şeklindeki haksız yargıların beraberinde getirdiği, eşcinsellere şiddet uygulanmasını savunma veya şiddet eylemlerinde bulunmayı içeren davranış ve tutumlar olarak tanımlamaktadır. Yani referans noktası eşcinsellere saldırı ve şiddet uygulanması, şiddetin savunulmasıdır. Bu referans noktasından sapıldığında, eşcinselliğin doğaya aykırı olduğunu savunma veya eşcinselliği bir yaşam şekli değil de cinsel ilişkiler toplamı olarak görme çok yanlış bir şekilde homofobi olarak değerlendirilebilir. Bu durumda eşcinsellik eleştirilemeyen veya tartışılamayan bir tabu haline gelmektedir. Bilindiği üzere, tüm tabular insan hayatını zorlaştırmaktadır. Ülkemizde cinsellik hala bir tabudur, binlerce insan bu nedenle cinsel işlev bozukluğu yaşamaktadır; din bir tabudur, bu nedenle gerçek dinin sevgi, hoşgörü ve kardeşlik olduğunun üstü kapatılmaktadır; laiklik bir tabudur, bu nedenle dinsizlik olarak algılanmaktadır. Eşcinselliğin de bir tabu haline getirilmemesi gerekir. Geniş homofobi tanımı eşcinselliği tabulaştırmaktadır. Oysa modern dünyada her konu, her düşünce eleştirilebilmelidir, insan zihnine ambargo konulmamalıdır. Bu yapılmadığında “eşcinsellik hastalık değildir, fakat homofobi tedavi edilebilir bir hastalıktır” şeklindeki yaklaşımlar da heterofobi olarak değerlendirilecektir. Heterofobi; LGBTT’lere (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel) eşit haklar tanınması amacıyla yapılan çalışmaların heteroseksüellere yönelik bir ayrımcılık faaliyeti olduğu anlamına gelir. LGBTT tartışmalarında heterofobi, homofobinin tersi olarak da kullanılmaktadır. Eşcinsellere karşı ön yargıları olanlar da, eşcinsel lobi de, kendi korkularını (fobilerini) kabullenmeli, tartışmalı ve bilgilenerek bu korkularını yenmelidir.

“Daraltılmış homofobi tanımı ve eşcinselliğin eleştirilmesi veya bir hastalık olarak değerlendirilmesi, eşcinsellere yönelik saldırı ve şiddet eylemlerini arttırır” mantığı da çok yanlıştır. Çünkü her zaman düşünce ve bilim özgür olmalıdır. Atom üzerine çalışmalar yapan bilim adamları Japonya’da binlerce insanın ölmesini istememişlerdir, sosyalizmin düşünce babası Karl Marx, yine binlerce insanın öldüğü soğuk savaşı istemiştir. Görüldüğü gibi her düşünce veya bilimsel gelişme insanlık için iyi yönde de kullanılabilir, kötü yönde de kullanılabilir. Önemli olan niyettir. Niyeti kötü ve az gelişmiş insanlar her devirde vardı, olacaklardır da, onlardan korkarak bilim, teknoloji, özgür düşünce ve tartışmaktan vazgeçmemiz gerekiyor.

Homofobinin nedenleri toplumsal, dini, ideolojik ya da psikolojik olabilir. Eşcinsel ilişki birçok dinde veya mezhepte lanetlenmiş, dini metinlerde eşcinselliğin kabul gördüğü toplumların Tanrı tarafından cezalandırıldığı öne sürülmüştür. Bu nedenle çocukluktan itibaren kendini katı dini ve ahlaki öğretinin içinde bulan bir kişi, okudukları ve duyduklarının ışığında küçük yaşta homofobik yaklaşımlar içerisine girebilir. Ayrıca kendisinin eşcinsel olduğundan şüphelenen ve bu durumdan endişelenen bir kişi bu korkusunu homofobi olarak dışa vurabilir. Yani gerçekte aşırı homofobik kişiler Freud’a göre gizli eşcinsellerdir.

 

COMING OUT NEDİR?

Gerçek eşcinsellik terminolojisinde kullanılan coming out terimi; Türkçe’de kendini bulma, açılma, kendini ifşa etmek veya eşcin­sel olduğunu açıklamak olarak kullanılır.

Dolap, eşcinsel kimliğin sak­lanmasının metaforudur. Dolaptan çıkma ise eşcinsel kimliğini açıklamak anlamına gelir. 

İletişim ve Destek

Sosyal Medya

  • burakeses: Ben 17 yasındayım internet cafeden arkadaşlarım var onlarında gay olduklarını biliyorum ama h [...]
  • Veli: Yaw bunlarin 100%20 bende mevcut bendemi gayım şimdi :( [...]
  • sssssezar: aptal burak salak!!!! çocuktan bahsediyor admdan değil!!!!! [...]
  • sssssezar: salak burak sus!!!!! aptal yazan herşey doğru... çocuktan bahsediyor adamdan değil! aptal [...]
  • windows 8 upgrade: It was nice to read the article the patient who called. I also agree with the statement that the peo [...]
maltepe escortalanya escort
vajinismus Cem Keçe Cised Vajinismus Vajinismus ankara Erken Boşalma uzmanlar web tasarım