Eşcinsellik tek bir durum değildir, birçok alt tipi vardır

Eşcinselliğin 12 alt tipi vardır. Bunlar;

A-Açık eşcinsellik

1-Gerçek eşcinsellik

2-Yalancı eşcinsellik

3-Eyleme vurulmayan eşcinsellik

4-Geçici eşcinsellik

5-Durumsal eşcinsellik

6-Cinsel fantezilerin eyleme vurulduğu eşcinsellik

7-Seks işçiliği şeklinde yaşanan eşcinsellik

B-Gizli eşcinsellik

8-Homofobik tutumlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik

9-Eşcinsel olma korkusu veya takıntısıyla kendini gösteren gizli eşcinsellik

10-Maçoluk veya aşırı erkeksi tavırlarla kendini gösteren gizli eşcinsellik22

11-Aşırı çapkınlık yapma eylemleriyle kendini gösteren gizli eşcinsellik

12-Heteroseksüel olduğunu düşünme şeklinde kendini gösteren gizli eşcinsellik

Seks işçisi, cinsel hizmet sunarak para kazanan kişidir. Seks işçisi terimi zaman zaman fahişelik ile eş anlamlı kullanılmaktadır. Yani eşcinsel fahişeler bir iş veya bir yaşam aracı olarak hemcinsleriyle seks yapan kişilerdir. Bu tip eşcinsellik gerektiğinde para ile seks yapmak için ulaşılabilen eşcinsellik türüdür.

Chicago Üniversitesi Hukuk Profesörü ve “Seks ve Gerçekler” kitabının yazarı Richard Posner eşcinsel fahişeler konusunu uzun uzadıya inceleyen bilim adamlarından biridir. Dünyada kadın erkek sayısındaki eşitsizliğin büyük karmaşaya yol açacağını ifade eden Posner; “böyle devam ederse kadın sayısı azaldıkça fahişelerin fiyatı yükselecek, erkekler çözümü eşcinsellikte bulacak” diyerek dikkatleri çekmiş ve erkeklerin bir kadını evlenmek için ikna etmesinin zorlaşacağına ve başlık parasının da giderek artacağına iddia etmiştir. Albert Touraine’in 1960 Eylül’ünde bildirmiş olduğu araştırma sonuçlarına göre, fuhuş yapan erkeklerin sayısı Paris’in belirli kesimlerinde 2000 civarındadır ve söz konusu erkek fahişeler eşcinseldirler. Bu davranış biçimi tarihin en eski çağlarından beri var olup, insan toplumlarında çeşitli tutumlarla ele alınmıştır. Romano, Kongo’da Çat gölü yakınında yaşayan bazı toplumlarda köyden köye dolaşan gezici eşcinsel fahişelerin varlığını saptamıştır. Mısır’da Firavunları genç oğlanlarla sevişirken gösteren birçok erotik resim bulunmaktadır. Hatta erkekler ilkel toplumlardan beri genç oğlanları yani erkek fahişeleri yanlarına almış ve aylarca av peşinde koşarken onlarla cinsel ilişkiye girmişlerdir.

Kiralık dans partner anlamına gelen jigolo; Fransızca’dan alınan bir başka sözcüktür ve erkek fuhuşu kapsamında özel bir kategoriyi ifade eder. Jigolo arkadaşlık etmesi ve cinsel etkinlikte bulunması için para ödenen profesyonel bir erkek refakatçidir. Jigololar genç ve yakışıklı kişilerdir. Bir jigolonun genellikle heteroseksüel olduğunun sanılmasının aksine biseksüel hatta eşcinsel jigololarda tespit edilmiştir.

Eşcinsel kadın fahişeler (sevici fahişeler); para karşılığında cinsel etkinliğini bir başka kadına satan kadınlardır. Eşcinsel etkinlikleri olan bu kadınların zaman zaman heteroseksüel ilişkilere de girdikleri görülmüştür. Eşcinsel fahişe kadınların çoğu da dostlarını kadın olarak seçerler yani bir erkek hesabına değil de bir kadın hesabına çalışırlar.

Osmanlı kayıtlarında bazen eşcinsel ilişkiye açık kızlar ve oğlanlar olarak anılan köçek ve çengiler ise eskiden görülen çok özel bir meslektir. Köçeklere erkekler, çengilere de kadınlar ilgi duyar, dans dışında sevdiklerini ve beğendiklerini konaklarında ağırlamak isterlermiş. Hatta köçeklerin ve çengilerin müptelaları varmış. Tarih Boyunca Aşk adlı çalışmasında Osmanlı toplumunda önemli bir yeri olan köçek ve çengi olayını Koloğlu şöyle özetlemektedir:

Tarih boyunca cinsel eğitim kadını kadın, erkeği erkek yetiştirmek amacını gütmüştür. Ender olmakla birlikte bunun tam aksi, yani kadının erkek, erkeğin kadın gibi eğitildiği haller de vardır. Bunun gizli değil, toplumun da hoş gördüğü çerçeveler içinde yapıldığına Osmanlı tarihinden örnek verilebilir: Köçek ve çengiler.

Köçek, çalgıyla dans eden erkektir. Ancak her belini kıvıranı köçek sanmak hata olur. Bunlar ince yapılı, süzgün gözlü ve güzel yüzlü delikanlılar arasından seçilir ve özel bir eğitim görürlerdi. İki yıl kadar süren eğitim sırasında dans etmesini, seyircilere hoş görünmesini, Çingene kadınlar ve kartlaşmış köçeklerden öğrenir, kendilerini genç kızlara benzetmek için saçlarını uzatır, uçlarını kıvırırlardı. Ufak yaşta eğitilen köçeğin tazeliği uzun süre devam etmediği için yıllar geçtikçe bunların bacakları güzelliğini kaybeder, müşteri kaçırmamak amacıyla uzun şalvar giyerlerdi. Kadife entari, sırma saçaklı canfes giyer, enli kemer kuşanır ve oynarken parmaklarına zil takarlardı. 16. yüzyılın sonlarından itibaren gittikçe yayılan ve devrin sirkleri sayılan cambazhanelerde en değerli numara köçeklerdi. 19. yüzyılın ortalarına kadar bu rağbeti kaybetmemişlerdir. Bazı büyük kahvehane ve meyhanelerde, köçekler, oyundan sonra keyif sahiplerine sakilik ederlerdi. Zenginlerin de konaklarında özel âlemler tertipledikleri, bunlar için büyük paralar harcadıkları işitilmiştir. Köçek âlemleri toplum hayatına öyle yerleşmişti ki, 1856’da padişahın iradesiyle halk arasında köçek oyunları yasak edildiği halde, saray bu eğlenceden vazgeçememiş, ancak çeyrek yüzyıl sonra Sultan Abdülhamit’in emriyle kaldırılmıştır.

Köçeklerin kadınlaşma çabalarının aksine, çengiler erkekleşmeye ve delikanlılığa özenen kadınlardı. Bunlar da ince yapılı ve güzel yüzlü olanlar arasından seçilir, özel bir eğitim görürlerdi. Çoğunluğunu eski çengilerin oluşturduğu kolbaşılar bu kızları evlerinde alır ve her gün dans dersi verirlerdi. O devirlerde ahlak kuralları bu çeşit evlerin yaşamasını zorlaştırdığından, her kolbaşı kendisine bir veya birkaç bü­yük adamı koruyucu seçer, zaman zaman onlara ziyafetler, özel davetler vererek durumlarını sağlamlaştırırlardı. Çengilerin sokağa çıkması, düğün evi veya hamam âlemine gitmeleri de bir hayli törene bağlıydı. Bu konudaki bir yazıyı aynen nakledelim: “Sırma ağır bir çuha veya kumaştan ferace giymiş, tülbentten yaşmak tutmuş olan sarı çizmeli kolbaşı en önde giderdi. Bir koluna bir Arap halayık, diğerine de elinde büyü­cek bir çanta bulunan boylu poslu bir halayık girerdi. Kolbaşıyı, tıpkı onun gibi sade giyinmiş olan muavinleri takip ederdi. Onlardan sonra, rengârenk ipekli kumaşlardan feraceler giymiş ve ince tüllerden yaşmaklar tutunmuş olan çengiler, ikişer ikişer onun peşinden gelirdi. Ve bu kafilenin sonunda, muhafız olarak bir veya iki Arap halayığın bulunması da usuldendi. Zengin çengi kollarında bu kafile biraz daha genişlerdi. Sıracılar, yardakçılar, aynacılar, Çerkes ve Gürcü kızlarından büyük ve küçük birtakım halayıklarla çoğunlukla beş kadından kurulan çalgıcılar bu kafileye katılırlardı. Çengi takımı bir yere davet edildiği zaman kendilerine bir oda ayrılırdı. O odanın kapısı kapandıktan sonra içeriye hiç kimse giremezdi. Çengiler burada soyunup dökünerek tuvaletlerini tazelerler ve oyun elbiselerini giyerlerdi.” On dokuzuncu yüzyılın ortasında İstanbul’da yasak edilen bu gösteriler, Anadolu’nun bazı köşelerinde bir süre daha yaşamıştır. Ancak zamanla, işin dansla, az da olsa gü­zel sanatlarla bir ilgisi kalmamış ve tarihe karışmıştır.

Açık eşcinsellikte kişi, eşcinsel duygu ve dürtülerinin bilincindedir, cinsel yöneliminin nesnesi bellidir.  Toplumsal yargı ve baskılardan korksa da, bunalsa da ve bunu kendisi için sorun olarak kabul etse de; bu duygu ve dürtülerin doyurulmasını ister ve uygun eş bulunca kendisine haz veren cinsel eylemleri olur.

Açık eşcinselliğin 7 tipi vardır:

Egosintonik (ego-syntonic) ego uyumlu eşcinsellik demektir, yani kişinin kendi tutum, eğilim, davranış ve dü­şüncelerini kabul edilebilir bulmasıdır. Eşcinsel eğilim, fantezi, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çekmeyen, bunaltı duymayan ve kendi benliği içinde uzlaşmış, eşcinselliğe uyum sağlamış kişilerdir. Kişi eşcinselliği kişiliğinin normal bir yansıması olarak kabul eder, eşcinsel eğilimlerinden rahatsız olmaz ve bu durumu yaradılışının doğal bir yanı olarak kabul eder.

Gerçek eşcinseller için, eşcinsellik kişinin duygusal, romantik ve cinsel hislerini, ayrıca sosyal kimliğini ve öznelliğini kapsayan bir yapıdır. Bu nedenle gerçek eşcinseller için eşcinsellik bir hastalık değildir, dolayısıyla tedavisi de söz konusu olamaz. Çünkü gerçek eşcinsellik, 1974’ten beri psikolojik ve ruhsal hastalık sınıflamasına göre bir hastalık olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle, gerçek eşcinseller için eşcinsellik normal bir durumdur ama toplumsal baskılardan dolayı varoluşunu yaşamakta zorlanan bu kişilerin kendileri ya da yakınlarının psikolojik destek almaları mümkündür. Ancak konu bilim yönünden hala tartışmalıdır ve gerçek eşcinselliğin normal olduğu tezi sadece bir iddiadan ibarettir ve bu teze dayalı açıklamalar ve hukuki düzenlemeler bilime değil, siyasete dayanmaktadır.

Gerçek eşcinselliği, diğer eşcinsellik tiplerinden ayırmak çok önemlidir. Çünkü gerçek eşcinsel, kendi isteğiyle de olsa, içselleştirilmiş homofobiyle de olsa, ailesinin ve toplumun baskısıyla da olsa değiştirilmeye çalışıldığında intihar etme potansiyeli taşıyabilir. Kişi hayatını anlamsız, kendisini çaresiz ve sorunlarının çözümsüz olduğunu düşünürse kurtuluşu ölümde arayabilir. Napolyon, Sokrat, Hitler gibi kimi ünlüler ve nice nice ünsüzler hayatın ağır yüküne tahammül edemeyip intihar etmişlerdi. İntihar davranışı için risk faktörleri arasında;

—cinsel yönelim ve kimliğini gizli tutma,

—içselleştirilmiş homofobi,

—eşcinselliğe yönelik olumsuz tutum ve önyargılar,

—açılma (coming out) sürecinde aile ve arkadaşlar tarafından destek görmeme,

—akademik başarısızlık ve fiziksel hastalığı olma,

—eşcinsel durumunu gizlemek amacıyla sağlık kuruluşlarına yeterince başvurmama, vb. sayılabilir. Ancak intihar davranışına zemin hazırlayan en önemli faktör hastanın içselleştirilmiş homofobisidir. İçselleştirilmiş homofobi yüzünden intihar eden gerçek eşcinsellerin yaklaşık olarak %80’inde son zamanlarda ölüm ve intihardan sık bahsetme rapor edilmiştir. Bu hayli önemli bir noktadır. Yani bir kişi intihardan bahsediyorsa ciddiye alınıp mutlaka yardım edilmelidir.

Gay veya lezbiyen olarak tanımlanabilen bu kişilerin çağa özgü bir sosyo-politik kimlik ve yaşam tarzları vardır.

Gerçek eşcinsellik, bilinç düzeyindeki ego ile bağdaşık olsa bile, benliğin derinliklerindeki katmanları ile asla uyum içerisinde olamaz. Çünkü eşcinsellik, kişinin kimlik bütünlüğünü sağlıklı bir şekilde oluşturamadığının bir göstergesidir. Gerçek benlikle yaşanan uyumsuzluğun göstergesi olan belirtiler, er ya da geç mutlaka kendini gösterecektir. Bu nedenle eşcinselliğini kabullendiği halde bu konuda sıkıntı duyan kişi terapiye başvurmak isterse, çalışılması gerekebilecek konular genelde 4 başlık altında toplanabilir:

—Eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları.

—Aynı cinsten biriyle beraber kapalı bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar.

—Eşcinsel ilişkideki cinsel güçlükler.

—Toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar.

Egodistonik (ego-dystonic) ego’ya uyumsuz eşcinsellik demektir, yani kişinin kendi tutum, eğilim, davranış ve düşüncelerini kabul edilebilir bulmamasıdır. Eşcinsel eğilim, dürtü, duygu ve davranışlarından acı çeken, bunaltı duyan, benliğe yabancı eşcinselliği olan kişilerdir.

İradeleri genellikle çok zayıf olan yalancı eşcinseller, eşcinsel etiketini ve bu etiketin ima ettiği her şeyi reddederler. Bu kişilerin bilinçdışlarında yadsıyamayacakları bir eşcinsel yönleri olsa da eşcinsel kültürün işaret ettiği yaşama biçimini ve değerleri benimsememektedirler. Bu yüzden de değer yargıları ile cinsel eğilimleri arasında derin bir çatışma yaşarlar. Bu tür kişilerin kişilik gelişimi öyküleri homoerotik arzularla yüklü olmasına rağmen, bu duygulara boyun eğmek yerine eşcinsel yönelimlerinin üstesinden gelmeyi hedeflemektedirler ve tedavi olmak istemektedirler. Kendi değerler sistemi ile cinsel yönelimi arasında bir bölünme yaşayan bu kişiler, temelde yaşamın heteroseksüel örüntüsü ile özdeşim kurmuştur. Ayrıca kişisel gelişimlerinin, hemcinslerine olan cinsel eğilimleri yüzünden derinden derine engellendiğini hissetmektedirler. Çünkü bu kişilere göre eşcinsel bir yaşam tarzını benimsemek bir yalanı yaşamak gibidir.

Eşcinsel hayatı son derece acı veren, karmaşa yaratan ve yaşamı zorlaştıran yıkıcı bir güç olarak gören bu kişiler; gerçek anlamda huzur bulmayı, cinsel eğilimleriyle ilgili olarak sürekli ve belirgin olarak yaşadıkları bu sıkıntıdan kurtulmayı ve tedavi olmayı isterler.

Tedaviye yanıt verebilen, üçüncü sıradaki tiptir. İlk sırada eyleme vurulmayan eşcinsellik, ikinci sırada ise geçici eşcinsellik yer alır. Gerçek eşcinsellik tipi tedavi edilemez, diğer tipler ise tedavi arayışında değillerdir.

Tedaviye çok yüzgüldürücü olmasa da yanıt verebilen yalancı eşcinsllikte; “güçlü bir iradeye sahip olduğunda hayatının nasıl olacağını hayal et, böylece içinde güçlü bir iradeye sahip olmak için bir istek de oluşacaktır” diyerek eşcinsel yönelim terapisine başlanır. Eşcinsel eylem süresi, sıklığı ve içeriği, yaş, aktif, pasif olmak, vb. faktörler tedavide çok öenmli bir yer tutabilir.

İletişim ve Destek

Sosyal Medya

  • burakeses: Ben 17 yasındayım internet cafeden arkadaşlarım var onlarında gay olduklarını biliyorum ama h [...]
  • Veli: Yaw bunlarin 100%20 bende mevcut bendemi gayım şimdi :( [...]
  • sssssezar: aptal burak salak!!!! çocuktan bahsediyor admdan değil!!!!! [...]
  • sssssezar: salak burak sus!!!!! aptal yazan herşey doğru... çocuktan bahsediyor adamdan değil! aptal [...]
  • windows 8 upgrade: It was nice to read the article the patient who called. I also agree with the statement that the peo [...]
maltepe escortalanya escort
vajinismus Cem Keçe Cised Vajinismus Vajinismus ankara Erken Boşalma uzmanlar web tasarım